Çalışırken genellikle birden fazla işe aynı anda bakma durumunda kalabiliyoruz.
Bu işlerin doğası gereği doğru gibi görünse de aslında hatalı bir çalışma yöntemi, bu tamamen yanlış!
Uzun zamandır acil durumlar haricinde sadece yaptığım tek bir işe odaklanıyorum, odaklandığım işi tamamladıktan ya da ona ayırdığım zamanı doldurduktan sonra diğer bir işe geçiyorum.
Bilin bakalım ne oldu?
İşler daha hızlı ve daha problemsiz tamamlanmaya başladı.
Burada önemli olan öncelikli işlerin, zaman planının doğru yapılması ve gecikme yaşanmadan tamamlanması.
Her gecikme, iş planınızı yeniden oluşturmanıza neden olur, bu da ekstra zaman kaybı demektir.
Bununla birlikte, işlerde yaşanan gecikmeler, çoklu görevleri de arkasından sürüyerek getirme potansiyeline sahiptir.
Aynı anda birden fazla işi halletmek, günümüzde bir yetenek gibi düşünülüyor. Aynı anda hem Teams’deki mesajlara yanıt dönüyorum, epostalarımı okuyorum, iş sistemindeki bir işi tamamlarken aynı zamanda youtubedan sevdiğim bir konu hakkında podcast diniyorum, ne kadar da zekiyim! diyor musunuz kendinize?
Akşam olup eve dönerken, bugün doğru düzgün bir şey yapmadığın halde kendini bitkin mi hissediyorsun?
Bunun sebebi çoklu görev mantığında çalışman olabilir, eğer bunu yaşıyor isen kendini gözlemle ve değişiklik yaparak sonuçları karşılaştır. Sürekli acil durum modunda çalışır isen kronik strese merhaba dersin.
Yazılım sektöründe bir işten başka bir işe geçmenin maliyeti vardır. Mevcut işi bırakmak, yeni işe odaklanmak, iyi tamamlamak, ve yarım bıraktığın işe yeniden odaklanmak. İşi yapmaktan daha çok odaklanmaya daha çok vakit ayırmış olabilirsin.
Bu sadece yazılım sektörü için geçerli değil, aslında bir çok sektör için geçerli bir durum.
İşler arasında geçiş yapmanın hem zaman hem de zihinsel maliyeti vardır, ne kadar çok işi aynı anda yapmaya çalışırsan bu maliyeti yüklenmiş olursun.
Yemek yerken youtube’dan bir şeyler izliyoruz, yürürken mesajlaşıyoruz veya sesli kitap dinliyoruz ve sohbet ederken bir sonraki programımızı hesaplıyoruz. Günümüzde ben de dahil olmak üzere hemen hemen herkes beklemeyi zaman kaybı olarak görüyor ve her boşluğu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyor.
Paradoksal olarak, hayattaki en güzel anlar tam bir engelleme anından gelir.
Bu konu üzerine bir süredir kafa yoruyorum, 90’lı yıllarda yaşamış herkes 90’lı yılları özlemle ve hasretle anar, ben buna 2010’a kadar olan kısmı da dahil etmek istiyorum.
Ne zaman ki her şey hızlandı yaşamayı kaçırmaya başladık.
Bir süredir hayatı bilerek yavaşlatmaya başladım ve daha çok zevk aldığımı hissediyorum.
Yemek yerken artık bir şey dinlemiyorum, sadece yemek yiyorum.
Birisi konuşurken cevabımı hazırlamıyorum, sadece onun konuşmasını tamamen bitirmesini bekliyorum.
Sosyal medyayı neredeyse kullanmayı tamamen bıraktım diyebilirim.
Youtube’da daha az zaman geçiriyorum, gerçekten önemli bir konu var ise izliyor/dinliyorum.
Çay demlerken sadece çay demlemeye, spor yaparken sadece spor yapmaya, bisiklet sürerken sadece bisiklet sürmeye, yürürken sadece yürümeye odaklanıyorum. Sürekli telefona bakmıyor, işleri düşünmüyor, aynı anda birden fazla bir şeyler yapmamaya çabalıyorum ve hayat daha yavaş ilerliyor, daha anlamlı akıyor.
Elbette bazen kontrolden çıkabiliyorum ama tekrar nereye dönmem gerektiğinin de farkındayım.
İş yaşamında çoklu görevlerden uzak durmaya çalışın, özel hayatınızda da yaptığınız şeye odaklanmaya çalışın ve telefona bakmayı bırakın.
İşlerin daha kolay bittiğini, hayatında daha keyifli olduğunu hissedeceksiniz.
Bu yazıyı paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz.